top of page
Sphere on Spiral Stairs

BİRLEŞTİRİLEN DAVALARDA USULİ İŞLEMLERİN YÜRÜTÜLMESİ VE YARGILAMA EKONOMİSİ İLKESİ ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ


ÖZET

Türk Medeni Usul Hukuku'nda davaların birleştirilmesi kurumu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 166. maddesinde düzenlenmiş olup, yargılama ekonomisi ilkesinin (HMK m. 30) önemli bir uygulama alanını teşkil etmektedir. Bu makale, aralarında bağlantı bulunan davaların birleştirilmesi kararının hukuki niteliğini, birleştirme sonrası tahkikat aşamasında usuli işlemlerin nasıl yürütüldüğünü, delillerin birlikteliği ilkesinin ispat gücünü ve yargılama ekonomisi üzerindeki etkilerini incelemektedir. Birleştirilen davaların bağımsız hukuki varlıklarını korumasına rağmen, tahkikat safhasının müşterek yürütülmesi, mükerrer işlemlerin önlenmesi, maliyetlerin azaltılması ve çelişkili kararların önüne geçilmesi gibi faydalar sağlamaktadır. Ancak, hüküm kurulurken her bir dava hakkında ayrı ayrı karar verilmesi zorunluluğu, Yargıtay içtihatlarıyla istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. Makale, uygulayıcılara yönelik çözüm önerileri sunarak, birleştirilmiş davalarda usul hatalarını en aza indirmeyi hedeflemektedir.

GİRİŞ: DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ KURUMU VE HUKUKİ NİTELİĞİ

Türk Medeni Usul Hukuku, yargılamanın etkinliğini, adil ve tutarlı sonuçlar elde edilmesini sağlamak amacıyla çeşitli usul kurumları öngörmüştür. Bu kurumların başında, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 166. maddesinde düzenlenen "davaların birleştirilmesi" müessesesi gelmektedir. Davaların birleştirilmesi, aynı veya benzer sebeplerden doğan ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunan davaların, yargılama ekonomisi ilkesi doğrultusunda tek bir yargılama altında görülmesini sağlayan önemli bir usul işlemidir. Bu kurum, sadece usul ekonomisi açısından değil, aynı zamanda hukuki güvenlik ve çelişkili kararların önlenmesi bakımından da hayati bir fonksiyona sahiptir.

HMK m. 166/1'e göre, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Bağlantının varlığı ise HMK m. 166/4'te, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması hallerinde kabul edilmektedir. Örneğin, aynı taraflar arasında açılan boşanma davaları, evlilik birliğinin sona erdirilmesi ve buna bağlı fer'i talepler (nafaka, tazminat, velayet) açısından doğrudan birbirini etkilediğinden, aralarında güçlü bir bağlantı olduğu kabul edilir. Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları, boşanma davalarının birleştirilmemesini usul ve yasaya aykırı bularak bozma sebebi yapmaktadır. Bu durum, birleştirme kurumunun sadece bir "imkan" değil, belirli hallerde bir "zorunluluk" taşıdığını göstermektedir.

Davaların birleştirilmesi kararı, hukuki niteliği itibarıyla, davaların bağımsızlığını ortadan kaldıran bir "birleşme" değil, sadece tahkikat aşamalarının müşterek yürütülmesini sağlayan bir "usuli birleştirme"dir. Başka bir deyişle, birleştirilen davalar, yargılama süreci boyunca tek bir dosya altında işlem görse de, hukuken ayrı davalar olma özelliklerini muhafaza ederler. Bu temel ayrım, yargılamanın sonraki aşamalarında, özellikle delillerin değerlendirilmesi ve hüküm kurulması safhasında büyük önem taşımaktadır. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar kesinleştiğinde, ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlar. Bu mekanizma, yargılamanın tek elden ve bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesini temin ederken, her bir davanın kendine özgü hukuki taleplerinin ve ispat yükünün korunmasını da gözetir.

TAHKİKAT AŞAMASINDA USULİ İŞLEMLERİN MÜŞTEREK YÜRÜTÜLMESİ

Davaların birleştirilmesi kararı verildikten sonra, yargılamanın en kritik aşamalarından biri olan tahkikat safhası, birleştirilen tüm davalar için müşterek bir şekilde yürütülür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166. maddesi çerçevesinde alınan birleştirme kararı, davaların bağımsız hukuki varlığını ortadan kaldırmaz; ancak, yargılama sürecinin etkinliğini artırmak amacıyla usuli işlemlerin tek bir dosya üzerinden yapılmasını sağlar. Bu durum, özellikle keşif, tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi, isticvap gibi delil toplama ve değerlendirme faaliyetlerinde kendini gösterir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, birleştirilen davalarda "tahkikat safhalarının müşterek cereyan etmesi" ilkesini benimsemiştir (Yargıtay 3. HD, E. 2024/1019, K. 2025/683, T. 10.02.2025 ). Bu ilke, mahkemenin, birleştirilen davalara ilişkin tüm delil toplama işlemlerini tek bir oturumda, tek bir tutanakla ve tek bir dosya üzerinden yürütmesi gerektiği anlamına gelir. Örneğin, birleştirilmiş iki boşanma davasında, tarafların ileri sürdüğü tanıklar, her iki dava için de geçerli olmak üzere tek bir duruşmada dinlenir. Tanık beyanları, tek bir tutanağa geçirilir ve bu tutanak, birleşen her iki davanın da delili olarak kabul edilir. Aynı şekilde, bir taşınmazın değeri veya bir kusur oranının tespiti amacıyla yapılacak keşif veya bilirkişi incelemesi de, birleştirilen davaların tamamı için tek bir işlem olarak gerçekleştirilir. Bilirkişi raporu, tüm davaların ispatı için ortak bir delil niteliği taşır.

Bu müşterek yürütme, yargılama sürecinde önemli avantajlar sunar. Öncelikle, aynı tanıkların farklı dosyalarda tekrar tekrar dinlenmesi, aynı keşfin defalarca yapılması veya aynı konuda birden fazla bilirkişi raporu alınması gibi mükerrer işlemlerin önüne geçilir. Bu durum, yargılamanın hızlanmasını ve gereksiz zaman kaybının engellenmesini sağlar. İkinci olarak, usuli işlemlerin tek elden yürütülmesi, mahkemenin davaların tüm yönlerini bir bütün olarak değerlendirmesine olanak tanır. Böylece, delillerin parçalı bir şekilde değil, birbirini tamamlayıcı bir bütünlük içinde analiz edilmesi mümkün olur. Bu da, yargıcın daha sağlıklı ve tutarlı bir kanaate ulaşmasına yardımcı olur. Üçüncü olarak, taraflar için de usuli işlemlerin müşterek yürütülmesi maliyet avantajı sağlar. Örneğin, tanık giderleri, bilirkişi ücretleri veya keşif masrafları gibi yargılama giderleri, tek bir işlem üzerinden karşılandığı için tarafların üzerindeki mali yük azalır.

Ancak, tahkikatın müşterek yürütülmesi sırasında dikkat edilmesi gereken önemli noktalar da bulunmaktadır. Mahkeme, birleştirilen davaların her birinin kendine özgü iddia ve savunmalarını göz önünde bulundurarak delil toplama işlemlerini yürütmelidir. Örneğin, bir davada ileri sürülen bir vakıa diğer davada ileri sürülmemişse, bu vakıaya ilişkin delillerin toplanması, sadece ilgili dava açısından önem taşır. Mahkeme, delil toplama sürecinde, birleşen her bir davanın konusunu ve taraflarını dikkate alarak, toplanan delillerin hangi davaya ilişkin olduğunu ve hangi iddiayı ispatlamaya yönelik olduğunu açıkça belirtmelidir. Bu, daha sonraki delil değerlendirme ve hüküm kurma aşamalarında karışıklık yaşanmasını önler. Uygulamada, birleştirilen davaların tek bir esas numarası altında takip edilmesi, işlemlerin kolaylaşmasını sağlasa da, her bir davanın kendi açılış tarihi, talep konusu ve tarafları gibi temel bilgilerinin dosya içinde açıkça muhafaza edilmesi ve yargılama tutanaklarında belirtilmesi büyük önem taşır. Bu sayede, davaların bağımsızlığı ilkesi, tahkikatın müşterek yürütülmesi sırasında da göz ardı edilmemiş olur.

DELİLLERİN BİRLİKTELİĞİ İLKESİ VE İSPAT GÜCÜ

Davaların birleştirilmesi kararı sonrasında, tahkikat aşamasında müşterek olarak toplanan delillerin, birleşen tüm davaların ispatında ne şekilde kullanılacağı hususu, "delillerin birlikteliği" ilkesi çerçevesinde ele alınır. Bu ilke, birleştirilen davalarda toplanan delillerin, sadece delilin toplandığı dosya için değil, birleşen tüm dosyalar için ortak bir ispat aracı olarak kabul edilmesini ifade eder. Bu yaklaşım, yargılama ekonomisi ve çelişkili kararların önlenmesi ilkeleriyle yakından ilişkilidir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi, ispat yükünü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa yüklemektedir. Birleştirilen davalarda, her bir davanın kendi ispat yükü ve ispat konusu vakıaları bulunmakla birlikte, müşterek tahkikat sürecinde elde edilen deliller, bu vakıaların ispatında genel bir geçerliliğe sahiptir. Örneğin, birleştirilmiş iki boşanma davasında, davacı kadının kusurunu ispatlamak için dinlenen tanık beyanları, davalı erkeğin açtığı birleşen boşanma davasında da kadının kusurunu ispatlamak üzere kullanılabilir. Benzer şekilde, bir bilirkişi raporuyla tespit edilen bir maddi olgu veya bir keşif sonucu elde edilen delil, birleşen tüm davalardaki ilgili iddia ve savunmaların ispatında geçerli kabul edilir.

"Delillerin birlikteliği" ilkesi, özellikle bir tarafın yaptığı ikrarın veya sunduğu belgenin diğer birleşen davalara etkisi açısından önem taşır. HMK'nın 188. maddesi uyarınca ikrar, tek başına bir delil olup, ikrar edilen vakıanın ispatına gerek kalmaz. Birleştirilen davalardan herhangi birinde yapılan bir ikrar, eğer o ikrar, diğer birleşen davanın ispat konusu vakıalarıyla da ilgiliyse, diğer davada da geçerli bir delil olarak kabul edilebilir. Örneğin, bir davada davalının, belirli bir borcu olduğunu ikrar etmesi, eğer bu borç diğer birleşen davada da bir talep konusuysa, o davada da borcun varlığı ispat edilmiş sayılır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, ikrarın kapsamı ve hangi vakıayı kapsadığıdır. İkrar, sadece ikrar eden taraf ve ikrar edilen vakıa ile sınırlıdır.

Aynı şekilde, birleştirilen davalardan birine sunulan yazılı belge, eğer içeriği itibarıyla diğer birleşen davaların iddia veya savunmalarıyla ilgiliyse, o davaların ispatında da kullanılabilir. Mahkeme, delilleri değerlendirirken, birleşen davaların her birinin kendine özgü hukuki niteliğini ve ispat yükünü göz önünde bulundurarak, toplanan delillerin hangi davadaki hangi vakıayı ne ölçüde ispatladığını titizlikle belirlemelidir. Bu, delillerin otomatik olarak tüm davalara teşmil edilmesi anlamına gelmez; aksine, her bir davanın hukuki çerçevesi içinde delillerin ayrı ayrı değerlendirilmesini gerektirir.

Bu ilkenin temel amacı, yargılamada gereksiz tekrarı önlemek ve delillerin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesini sağlamaktır. Aksi takdirde, her bir dava için ayrı ayrı delil toplama ve değerlendirme zorunluluğu doğacak, bu da yargılamanın uzamasına, maliyetlerin artmasına ve en önemlisi, aynı vakıalar hakkında farklı delil değerlendirmeleri sonucunda çelişkili kararlar verilmesi riskine yol açacaktır. Dolayısıyla, "delillerin birlikteliği" ilkesi, yargılama ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkelerinin bir gereği olarak, birleştirilen davalarda toplanan delillerin kapsamlı ve ortaklaşa değerlendirilmesini zorunlu kılar. Ancak bu değerlendirme, her bir davanın kendi hukuki bağlamı ve ispat yükü çerçevesinde, dikkatli ve ayrıntılı bir şekilde yapılmalıdır.

YARGILAMA EKONOMİSİ İLKESİ (HMK M. 30) VE BİRLEŞTİRMENİN FONKSİYONU

Davaların birleştirilmesi kurumu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 30. maddesinde düzenlenen "yargılama ekonomisi" ilkesinin en somut ve işlevsel uygulama alanlarından birini temsil eder. Yargılama ekonomisi ilkesi, Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu" şeklindeki açık düzenleme ile anayasal bir dayanağa sahiptir. Bu ilke, yargılamanın makul bir süre içinde, en az masrafla ve usul kurallarına uygun bir şekilde sonuçlandırılmasını hedefler. Davaların birleştirilmesi, bu hedeflere ulaşmada kritik bir rol oynar.

Birleştirme kararı, yargılama ekonomisi ilkesini çeşitli yönlerden destekler:

  1. Mükerrer İşlemlerin Önlenmesi ve Zaman Tasarrufu: Davaların birleştirilmesi, aynı veya benzer vakıalar hakkında yürütülecek usuli işlemlerin (keşif, tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi, isticvap vb.) tek seferde yapılmasını sağlar. Örneğin, birleşen iki davada aynı tanıkların dinlenmesi gerekiyorsa, bu tanıklar tek bir duruşmada dinlenir ve beyanları tek bir tutanağa geçirilir. Bu durum, her bir dava için ayrı ayrı duruşma yapılması, tanıkların defalarca çağrılması ve dinlenmesi gibi gereksiz zaman kayıplarını engeller. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 25.10.2011 tarihli ve E. 2011/11528, K. 2011/12642 sayılı kararında, benzer ya da aynı doğrultuda karar vermeyi gerektiren durumlarda davaların birleştirilerek ortak yargılama sürecine girildiğinde, delillerin birlikte toplanarak gereksiz zaman kaybı ve masraf yapılmasının önüne geçildiği ve böylece basit, ucuz ve hızlı yargılama ile usul ekonomisi amacının gerçekleşmiş olduğu belirtilmiştir. Bu, mahkemelerin iş yükünü azaltır, yargılama süreçlerini hızlandırır ve böylece makul sürede yargılanma hakkının güvence altına alınmasına katkıda bulunur.

  2. Maliyetlerin Azaltılması: Mükerrer işlemlerin önlenmesi, doğrudan yargılama maliyetlerinde de önemli bir düşüş sağlar. Tanık giderleri, bilirkişi ücretleri, keşif masrafları, tebligat giderleri gibi kalemler, işlemlerin tek seferde yapılmasıyla azalır. Bu durum, hem devletin yargılama giderleri üzerindeki yükünü hafifletir hem de tarafların dava masraflarını minimize etmelerine yardımcı olur. Avukatlar için de, farklı dosyalarda aynı işlemleri tekrar etme zorunluluğu ortadan kalktığı için zaman ve emek tasarrufu sağlanır. HMK'nın 30. maddesi bağlamında, usul ekonomisi ilkesi, "yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir."

  3. Çelişkili Kararların Önlenmesi ve Hukuki Güvenliğin Sağlanması: Davaların birleştirilmesinin belki de en önemli fonksiyonlarından biri, aynı veya benzer hukuki ilişkiden doğan davalarda çelişkili kararlar verilmesi riskini ortadan kaldırmaktır. Ayrı ayrı görülen davalarda, farklı mahkemeler veya aynı mahkemenin farklı heyetleri, aynı vakıalar hakkında farklı delil değerlendirmeleri yaparak çelişkili hükümler kurabilirler. Bu durum, hukuki güvenliği zedeler ve yargıya olan güveni sarsar. Birleştirme sayesinde, tüm deliller ve vakıalar tek bir mahkeme tarafından bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilir, bu da tutarlı ve adil bir sonuca ulaşılmasını sağlar (Yargıtay 3. HD, E. 2021/2631, K. 2022/2885, T. 30.03.2022 ). Bu karar, birleştirilen davalarda mahkemenin uyuşmazlığın bütün taraflarının menfaatini aynı yargılama içerisinde görme, değerlendirme ve uyuşmazlığı bu çerçevede çözme imkânına sahip olduğunu, bunun da hukuk güvenliğinin korunması ve çelişkili kararların önüne geçilmesine hizmet ettiğini belirtmiştir.

Sonuç olarak, davaların birleştirilmesi kurumu, HMK m. 30'da ifade edilen yargılama ekonomisi ilkesinin temel amaçlarına ulaşmada vazgeçilmez bir araçtır. Bu kurum, yargılamanın daha hızlı, daha az maliyetli ve daha tutarlı bir şekilde yürütülmesini sağlayarak, hem yargı sisteminin verimliliğini artırır hem de tarafların adil yargılanma hakkının güvence altına alınmasına önemli katkılar sunar.

HÜKÜM KURULMASI: DAVALARIN BAĞIMSIZLIĞI VE AYRI HÜKÜM ZORUNLULUĞU

Davaların birleştirilmesi kararı, tahkikat aşamasında usuli işlemlerin müşterek yürütülmesini sağlasa da, birleşen davaların hukuki bağımsızlığını ortadan kaldırmaz. Bu temel prensip, yargılamanın son aşaması olan hüküm kurulması safhasında büyük önem taşır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297. maddesi, hükmün nasıl kurulacağını detaylı bir şekilde düzenlemiş olup, bu madde birleştirilen davalar için de özel bir uygulama alanı bulur.

HMK m. 297/2 uyarınca, hüküm fıkrasında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu düzenleme, kamu düzenine ilişkin olup, birleştirilen davalarda da her bir dava hakkında ayrı ayrı olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulması zorunluluğunu beraberinde getirir. Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları, birleştirilen davalarda tek bir hüküm kurulmasını veya birleşen davalardan biri hakkında hüküm kurulmamasını bozma sebebi olarak kabul etmektedir.

Bu konudaki Yargıtay kriterleri ve gerekçeleri şu şekilde özetlenebilir:

  1. Her Bir Dava İçin Ayrı Hüküm Kurulması Zorunluluğu: Yargıtay, birleştirme kararının sadece tahkikat safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurduğunu, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olduğunu vurgulamaktadır (Yargıtay 3. HD, E. 2022/7934, K. 2022/9581, T. 19.12.2022 ). Bu karar, birleştirme kararının taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar olmadığını, bu nedenle asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı karara bağlanması gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, mahkemece, birleşen her bir davanın talep sonucunu karşılayacak şekilde, o davaya özgü bir hüküm fıkrası oluşturulmalıdır. Bu, görünüşte tek bir hüküm olsa bile, içerik olarak her bir davanın taleplerini ayrı ayrı karşılaması gerektiği anlamına gelir (Yargıtay HGK, E. 2013/1888, K. 2015/1163, T. 08.04.2015 ). Bu kararda, birleşen dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, önceki hükümde direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek direnme kararı bozulmuştur.

  2. Karar Başlığında Tüm Dava Bilgilerinin Gösterilmesi: Hükmün başlığında, hem asıl davanın hem de birleştirilen davaların esas numaraları, tarafları ve dava konuları gibi temel bilgilerinin eksiksiz olarak belirtilmesi gerekmektedir. Bu, hangi davalar hakkında hüküm kurulduğunun açıkça anlaşılmasını sağlar ve hukuki güvenliği pekiştirir (Yargıtay 1. HD, E. 2021/7732, K. 2023/3941, T. 04.07.2023 ). Bu kararda, gerekçeli karar başlığında birleştirilen davaya ilişkin bilgilere yer verilmemesi ve birleştirilen dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi bozma sebebi sayılmıştır.

  3. Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücretlerinin Ayrı Ayrı Belirlenmesi: Davaların bağımsızlığı ilkesinin bir diğer önemli yansıması, yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin her bir dava için ayrı ayrı hesaplanması ve hüküm altına alınması zorunluluğudur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 22. maddesi, seri davalarda vekalet ücretinin hesaplanmasına ilişkin özel düzenlemeler içerse de, birleştirilen davalarda her bir davanın kendi vekalet ücreti ve yargılama gideri, o davanın konusu ve değeri üzerinden ayrı ayrı takdir edilmelidir. Yargıtay, bu hususa riayet edilmemesini de bozma sebebi saymaktadır (Yargıtay 3. HD, E. 2022/7934, K. 2022/9581, T. 19.12.2022; Yargıtay 4. HD, E. 2022/15030, K. 2023/4396, T. 27.03.2023; Yargıtay 3. HD, E. 2025/305, K. 2025/5242, T. 04.11.2025 ). Bu kararlar, birleştirilen davaların bağımsızlığını koruduğunu, bu nedenle her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması ve yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin de ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

  4. Hüküm Fıkrasının Açık ve Şüpheye Yer Bırakmayacak Şekilde Düzenlenmesi: Hüküm fıkrasının, tarafların hak ve borçlarını, verilen kararın kapsamını ve sonuçlarını açıkça ortaya koyması gerekir. Birleştirilen davalarda, her bir davanın talep sonucu için verilen kararın (kabul, ret, kısmen kabul/ret vb.) net bir şekilde ifade edilmesi, infazda tereddütlerin önüne geçer.

Bu prensiplere uyulmaması, Yargıtay tarafından usul ve yasaya aykırılık olarak değerlendirilmekte ve kararın bozulmasına yol açmaktadır. Bu durum, birleştirme kurumunun yargılama ekonomisi sağlamakla birlikte, davaların hukuki bağımsızlığını ve her bir davanın kendine özgü talep sonucunu koruma yükümlülüğünü de beraberinde getirdiğini açıkça göstermektedir. Mahkemelerin, birleştirilen davalarda hüküm kurarken bu hususlara azami özen göstermesi, hem hukuka uygun kararlar verilmesi hem de kanun yollarına başvuru sürecinde gereksiz gecikmelerin önlenmesi açısından büyük önem arz etmektedir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Davaların birleştirilmesi kurumu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 166. maddesinde düzenlenen ve yargılama ekonomisi ilkesinin (HMK m. 30) temel bir uygulama alanı olan, Türk Medeni Usul Hukuku'nun vazgeçilmez müesseselerinden biridir. Bu makalede yapılan analizler, birleştirme kararının hukuki niteliğinden, tahkikat aşamasındaki usuli işlemlerin yürütülmesine, delillerin ispat gücünden, hüküm kurulması safhasındaki bağımsızlık ilkesine kadar geniş bir perspektifte değerlendirilmiştir.

Davaların birleştirilmesi, her şeyden önce, yargılamanın makul sürede, en az giderle ve en verimli şekilde sonuçlandırılması amacına hizmet eder. Keşif, tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi gibi usuli işlemlerin birleştirilen davalar için tek seferde, müşterek olarak yürütülmesi, mükerrer işlemleri ortadan kaldırır, zaman ve maliyet tasarrufu sağlar. Bu durum, HMK m. 30'da ifadesini bulan yargılama ekonomisi ilkesinin somut bir tezahürüdür. Ayrıca, delillerin birlikteliği ilkesi sayesinde, toplanan delillerin tüm birleşen davaların ispatında ortaklaşa değerlendirilmesi, çelişkili kararların önüne geçerek hukuki güvenliği pekiştirir. Yargıtay içtihatları, bu faydaları sürekli olarak vurgulayarak, birleştirme kurumunun önemini ve işlevselliğini teyit etmektedir.

Ancak, birleştirme kararının davaların hukuki bağımsızlığını ortadan kaldırmadığı, sadece tahkikat safhalarını müşterek hale getirdiği unutulmamalıdır. Bu ayrım, özellikle hüküm kurulması aşamasında kritik bir öneme sahiptir. HMK m. 297 uyarınca, her bir birleşen dava hakkında ayrı ayrı, açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde hüküm kurulması zorunludur. Yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin de her bir dava için müstakil olarak belirlenmesi, Yargıtay'ın istikrarlı bozma kriterleri arasında yer almaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan en büyük hatalardan biri, birleştirilen davalar hakkında tek bir hüküm kurulması veya birleşen davalardan birinin göz ardı edilmesidir. Bu tür usul hataları, yargılamanın uzamasına ve kanun yolları aşamasında kararların bozulmasına yol açarak, yargılama ekonomisi ilkesine aykırı sonuçlar doğurmaktadır.

Bu bağlamda, hukuk profesyonelleri ve yargı mensupları için şu çözüm önerileri sunulabilir:

  1. Birleştirme Kararının Niteliğinin Doğru Anlaşılması: Birleştirmenin, davaları birleştiren değil, tahkikatı birleştiren bir işlem olduğu bilinciyle hareket edilmelidir.

  2. Tutanakların Titizlikle Düzenlenmesi: Müşterek tahkikat sırasında düzenlenen duruşma tutanaklarında, toplanan delillerin (tanık beyanları, keşif sonuçları vb.) hangi davaların iddia ve savunmalarıyla ilgili olduğunun açıkça belirtilmesi, delillerin daha sonraki değerlendirme aşamasında karışıklığı önleyecektir.

  3. Hüküm Kurulurken HMK m. 297'ye Tam Uygunluk: Hüküm fıkrasında, her bir birleşen davanın esas numarası, tarafları ve talep sonucu hakkında ayrı ayrı, sıra numarası altında ve tereddüde mahal vermeyecek şekilde karar verilmelidir. Yargılama giderleri ve vekalet ücretleri de her dava için ayrı ayrı hesaplanmalı ve gösterilmelidir.

  4. Karar Başlığında Eksiksiz Bilgi: Karar başlığında, asıl davanın yanı sıra birleştirilen tüm davaların esas numaraları ve taraflarına ilişkin bilgilerin eksiksiz yer alması, kararın kapsamının net bir şekilde anlaşılması için elzemdir.

Sonuç olarak, davaların birleştirilmesi kurumu, Türk yargı sisteminde yargılama ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkelerinin gerçekleştirilmesi açısından büyük bir potansiyel taşımaktadır. Ancak bu potansiyelin tam olarak kullanılabilmesi, yargılamanın her aşamasında, özellikle de hüküm kurulması safhasında, davaların bağımsızlığı ilkesine ve HMK'nın ilgili hükümlerine titizlikle riayet edilmesiyle mümkündür. Bu sayede, "kusursuz bir metin" niteliğinde hukuki kararların ortaya çıkması ve yargıya olan güvenin artması sağlanacaktır.

KAYNAKÇA

  • Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 30, 166, 297.

  • Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, m. 22.

  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/7732, K. 2023/3941, T. 04.07.2023.

  • Bu kararda, birleştirilen davaların bağımsızlığını koruduğu, bu nedenle her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması ve yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin de ayrı ayrı belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/1019, K. 2025/683, T. 10.02.2025.

  • Bu karar, davaların birleştirilmesinin sadece tahkikat aşamalarının birlikte yürütülmesini sağladığını, davaların bağımsız niteliğini koruduğunu ve bu nedenle her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir.

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/7934, K. 2022/9581, T. 19.12.2022.

  • Bu kararda, birleştirilen davaların bağımsızlığını koruduğu, bu nedenle her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması ve yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin de ayrı ayrı belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/305, K. 2025/5242, T. 04.11.2025.

  • Bu kararda, birleştirilen davaların bağımsızlığını koruduğu, bu nedenle her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması ve yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin de ayrı ayrı belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

  • Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/15030, K. 2023/4396, T. 27.03.2023.

  • Bu karar, birleştirilen davaların bağımsızlığını koruduğunu, bu nedenle her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması ve yargılama giderleri ile vekalet ücretlerinin de ayrı ayrı belirlenmesi gerektiği vurgulamıştır.

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1888, K. 2015/1163, T. 08.04.2015.

  • Bu kararda, birleşen dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, önceki hükümde direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek direnme kararı bozulmuştur.

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/1412, K. 2018/1955, T. 18.12.2018.

  • Bu karar, davaların birleştirilmesi ve ayrılması müesseselerinin temelinde usul ekonomisi ilkesinin yattığını ve birleştirmenin hukuk güvenliğinin korunması ile çelişkili kararların önüne geçilmesine hizmet ettiğini belirtmiştir.

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1002, K. 2018/494, T. 21.03.2018.

  • Bu karar, ispat yükünün ve delillerin değerlendirilmesinde kesin ve takdiri deliller ayrımını vurgulamıştır.

  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2011/11528, K. 2011/12642, T. 25.10.2011.

  • Bu karar, davaların birleştirilmesinin gereksiz zaman kaybı ve masraf yapılmasının önüne geçerek usul ekonomisi amacını gerçekleştirdiğini ve çelişkili karar verilmesini engellediğini belirtmiştir.

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/2631, K. 2022/2885, T. 30.03.2022.

  • Bu karar, birleştirilen davalarda mahkemenin uyuşmazlığın bütün taraflarının menfaatini aynı yargılama içerisinde görme, değerlendirme ve uyuşmazlığı bu çerçevede çözme imkânına sahip olduğunu, bunun da hukuk güvenliğinin korunması ve çelişkili kararların önüne geçilmesine hizmet ettiğini belirtmiştir.

  • Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2020/3943, K. 2021/1962, T. 22.02.2021.

  • Bu karar, usul ekonomisi ilkesinin Anayasal dayanağına işaret ederek, yargılamanın kolaylaştırılmasını, öngörülen sürenin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçladığını vurgulamıştır.

  • Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/749, K. 2022/656, T. 22.06.2022.

  • Bu karar, ispatın konusunu ve ispat yükünü HMK hükümleri çerçevesinde açıklamış, delillerin ibrazı ve yemin delilinin niteliği üzerinde durmuştur.

  • Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, E. 2023/1007, K. 2025/776, T. 01.07.2025.

  • Bu karar, ispat yükünü ve delillerin değerlendirilmesinde kesin ve takdiri deliller ayrımını vurgulamış, yemin delilinin kesin delil niteliğini açıklamıştır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
BOŞANMA DAVASINDA WHATSAPP MESAJLARI DELİL OLUR MU?

Boşanma Davalarında WhatsApp Mesajlarının Delil Niteliği ve Hukuki Sınırlar Boşanma davaları, evlilik birliğinin temelden sarsıldığını ispatlamak adına çeşitli delillerin sunulduğu karmaşık hukuki sür

 
 
 

Yorumlar


bottom of page