top of page
Sphere on Spiral Stairs

BOŞANMA DAVASI Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasıyla Gerçekleşen Boşanma nın Dayandığı Temel İlkeler ÇEKİŞMELİ BOŞANMA / ANLAŞMALI BOŞANMA BOŞANMAYA HAKİM OLAN İLKELER

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasıyla Gerçekleşen Boşanmanın Dayandığı Temel İlkeler


Boşanmanın dayandığı temel ilkeler beş ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; “kusur ilkesi”, “elverişsizlik ilkesi”, “irade ilkesi”, “eylemli ayrılık ilkesi” ve “evlilik birliğinin sarsılması ilkesidir”.


1. Kusur İlkesi


Bu ilkenin temel gayesi kusursuz eşi hukuken koruma altına almaktır. Evlilik birliği içerisinde olan eşlerden biri boşanmayı gerektiren durumu oluşturduğunda diğer bir deyişle kusur işlediğinde evlilik birliğine aykırı davranışıyla, birliği ihlal ettiği anlamını taşımaktadır. Bu ilkeyle birlikte boşanma davasını yalnızca kusuru bulunmayan diğer bir deyişle kusursuz eş açabilmektedir. Kusurlu olan eşin böyle bir hakkı bulunmamaktadır. Eski Alman ve Fransız hukukunda da kusur ilkesinin varlığı mevcuttur. Fransız Hukukunda, 1975 yılında gerçekleştirilen birtakım düzenlemelerle birlikte kusur ilkesine ilave olarak “Evliliğin Temelinden Sarsılması” ve “Karşılıklı Anlaşarak Boşanma” kabul edilmiştir. Alman Boşanma Hukukunda ise artık kusur ilkesine yer verilmemektedir. Alman Boşanma Hukuku kusur ilkesini tamamen yürürlükten kaldırarak “Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması” ilkesini uygulamaktadır. Türk Medeni Kanunumuz bakımından, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmaya hükmedilebilmesi için evlilik birliği içerisinde olan eşlerden birinin muhakkak kusurlu olması gerekmektedir.


Kanunumuza göre kusurlu olan eş, açılan davaya itiraz etme hakkına sahiptir. Mamafih itiraz hakkı, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evliliğin davalı ve müşterek çocuklar açısından devam etmesinde herhangi bir fayda bulunmuyorsa, kusurlu olan eşin davası kabul edilecektir. Kusur ilkesine yapılan eleştiriler de oldukça fazla olmuş ve öğretide birçok tartışmaya sebebiyet vermiştir. Kusur ilkesinin sert biçimde uygulanması birçok sakınca doğurmuştur. Evlilik birliği, sağlıklı devam edemiyorsa ve ortak yaşamın gerçekleşmesi imkânsız hale gelmişse, kusurun hangi eşte olduğu önem arz etmeyecektir. Yalnızca kusurlu eşin dava açma hakkının olması, evliliğin bitmiş olduğunu önlemeyecektir. Bunun yanı sıra, evlilik birliği içerisinde olan eşlerden birine kusur atfedilmeyecek hale gelindiğinde yine kusur ilkesinin uygulanması hak kaybına neden olabilecektir. Öğretinin kabul etmiş olduğu çoğunluk görüşe göre, kusur ilkesinin en büyük sorunu, evlilik birliği içerisinde olan eşlerin boşanabilmek adına diğer eşe oldukça ağır suçlamalarda bulunması, iftira atması ve birçok büyük sorunu da beraberinde getirmesidir.


2. Elverişsizlik İlkesi (Uygunsuzluk İlkesi)


Bu ilkeye göre evliliğin devam edebilmesiyle; sağlıklı genç kuşakları geleceğe rahatça hazırlayabilmek ve toplumda sürekliliğin devam etmesi amaçlanmaktadır. Ne var ki eşlerden biri ruhen ya da bedenen rahatsızlanırsa diğer bir deyişle evlilik birliğinin gereklerini yerine getiremiyorsa o zaman elverişsizlik ilkesi söz konusu olmaktadır. Böyle bir durum meydana geldiğinde, eşlerden biri mahkemeye başvurarak, boşanmak isteyebilmektedir. Elverişsizlik ilkesine örnek vermek gerekirse; alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, bulaşıcı hastalıklar, bedeni özürler ve diğer benzeri haller örnek gösterilebilmektedir.


3. İrade İlkesi


Bu ilkeye göre, evlilik birliği içerisinde olan tarafların kendi iradeleriyle kurmuş oldukları bu birlik yine kendi iradeleriyle ya da eşlerden birinin iradesiyle sonlanabilmektedir. Bu ilke öğretide oldukça eleştirilmiştir. Şöyle ki, evlilik birliği kurulduktan sonra artık eşler tamamen bir araya gelmiş ve evlilikte taraf olmaktan çıkmışlardır. Bu nedenle evlilik birliği yalnızca eşleri değil aynı zamanda çocukları, eşlerin ailelerini ve toplumu ilgilendirmektedir. Bu nedenle yalnızca eşlerin iradesiyle evlilik akdinin boşanmayla sonlandırılması doğru kabul edilmemektedir. İrade ilkesine göre eşlerden birinin tek taraflı iradesiyle evlilik birliğinin sona ermesi, serbest boşanma sisteminin uygulandığını göstermektedir. Bu nedenle bu ilke oldukça eleştiri almaktadır. Evlilik birliği kurulurken doğrudan kabul edilen irade ilkesi, evlilik birliğinin sonlandırılmasında kabul edilmemelidir.


4. Eylemli (Fiili) Ayrılık İlkesi


Bu ilkeye göre, eşlerin evlilik birliğini devam ettirmeye inançları ve istekleri kalmamıştır. Bu nedenle uzun süre bir araya gelmeyen eşler için evlilik birliğinin varlığı anlam taşımamaktadır. Boşanma nedenlerinden herhangi birine bağlı olarak açılmış olan davada, ileri sürülen sebeplerin bulunmaması halinde mahkeme davayı reddederse, bu ret kararından itibaren üç sene geçmesi gerekmektedir. Üç sene fiili olarak ayrı yaşayan eşlerden birinin açacağı boşanmadavasında dava mahkeme tarafından kabul edilecektir. Böyle bir durum meydana geldiğinde mahkeme eşlerin kusuru olup olmamasına bakmaksızın evlilik birliğinin sona ermesine karar verebilecektir. Fiili ayrılık süresi ülkeden ülkeye değişiklik göstermekle birlikte ortalama süre beş yıl civarı olarak kabul edilmektedir. Bu ilkede doğru tespitin yapılabilmesi gerekmektedir. Bu ilkenin yerinde ve uygulanabilmesi için, eşlerin ne kadar süre içerisinde ayrı yaşadığını doğru şekilde tespit etmek gerekmektedir. Bu sürenin kısa tutulması tek taraflı boşanmaya sebebiyet vermemelidir.


5. Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması İlkesi


Bu ilke “Toplum Menfaati İlkesi” ve “Düzen Bozukluğu İlkesi” olarak da adlandırılmaktadır. Bu ilkeye göre, evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerçekleşmişse artık o evliliğin devam etmesinde hiçbir fayda bulunmamaktadır. Evliliğin temel gayesi eşlere ve çocuklara mutluluk ve huzur getirmesidir. Bunlar ortadan kalkmışsa diğer bir deyişle evlilik birliği temelinden sarsılmışsa, o evliliğin sona ermesi hem toplumun menfaati hem de düzenin korunması için zaruri hale gelmiştir. Bu nedenle boşanmanın gerçekleşebilmesi için eşlerin kusurunun varlığı aranmamaktadır ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması yeterli gelecektir.



Bu ilke; 34 İrade İlkesi ve bunun çeşitli devletlerdeki uygulaması hakkında geniş bilgi için: Gürsoy, K.T. (1977) Eşlerin Anlaşması Suretiyle Boşanma. C. 2. Ankara: Ankara Üniversitesi Yayınları, s. 127. 35 Yalçınkaya, N. ve Kaleli, Ş. (1987), s. 37. 17 kusur ilkesi gibi sübjektif değil objektiftir. Bu ilkede objektif esaslara dayanılır ve yargıca oldukça geniş takdir yetkisi verilmektedir.




 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
BOŞANMA DAVASI SIRASINDA EVDE KİM KALIR?

Boşanma davasıyla birlikte ve ya boşanma davası kesinleştikten sonra bir yıl içinde mal ayrılığına ilişkin dava açılıp mallara ilişkin bölüştürme işlemi yapılır ancak bilindiği üzere Türkiye'de davala

 
 
 

Yorumlar


bottom of page