BOŞANMA SEBEPLERİ, ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ, YARGITAY KARARLARIYLA ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ BOŞANMA DAVASI
- gözde pasin
- 2 Eki 2025
- 9 dakikada okunur
Genel Olarak
Türk Hukuk sistemimizde boşanmanın sebebe ve hâkimin hükmüne dayanması görüşü kabul edilmektedir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunumuzda boşanma sebepleri madde 161 ile madde 166 arasında sınırlı sayıda belirtilmiş ve düzenleme altına alınmıştır. Ancak kanunda belirtilen bu sebeplere bağlı olarak boşanma davası açılabilir. Türk Medeni Kanunumuzda düzenlenen Boşanma Sebepleri, sahip oldukları ortak özellikler dikkate alınarak sınıflandırılmıştır. Belirli olgulara dikkat edildiğinde “Özel ve Genel Boşanma Sebepleri” olarak sınıflandırılmıştır38.Mutlak Boşanma Sebeplerinde, boşanmaya sebep olan ve yasada açıkça belirtilmiş olgunun veya olayın ispatı halinde hâkim, durumun diğer eş için müşterek yaşamı çekilmez duruma getirip getirmediğini araştırmaya gerek duymadan tarafların boşanmasına karar verebilmektedir. Bu durumda hâkim yalnızca boşanmaya sebep olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini araştıracaktır. Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, terk, eşlerin anlaşması ve fiili ayrılık mutlak boşanma sebepleri olarak kabul edilmektedir. Mutlak Boşanma Sebeplerini incelediğimizde ise boşanma hukukunda mutlak boşanma sebeplerinin görüşü, temelden sarsılma ilkesinin özel mutlak boşanma sebeplerinin zeminini oluşturduğu kabul edilmiştir. Hâkim her durum için takdir yetkisini kullanmak zorunda bırakılacaktır. Bu durumda usul ekonomisine aykırılık teşkil edecektir çünkü işlerin yoğunluğu nedeniyle davalar yıllarca sürüp gidecektir. Çakın’a göre; hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmeye dayalı boşanma sebeplerinin mutlak boşanma sebepleri içerisinde yer alıp almadığı tartışmaya açık bir durumdur. Örneğin; eşe yapılan muamelenin ve haysiyetsizce yaşamanın diğer eş için müşterek yaşamayı çekilmez hale getirip getirmediğini belirlemenin hâkimin takdir yetkisi kapsamına dâhil olduğu ve hâkimin takdirinin aranmasının, hâkimin anılan nedenlerin varlığı durumunda boşanmaya doğrudan doğruya hükmedilememesi ve bu sebeplerin evliliğin taraflar için çekilmez hale gelip gelmeyeceğini araştırması gerektiği anlamına geldiği ve bundan dolayı mutlak boşanma nedeni olarak adlandırılan durumların dolaylı yoldan nisbileştirildiği kanısındadır.
2.6.2. Özel Boşanma Sebepleri
Özel boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda beş adettir.
Bunlar
1- zina,
2- hayata kast ve pek kötü veya onur kırıcı davranış,
3- suç işleme ve (veya) haysiyetsiz hayat sürme,
4- terk
5- akıl hastalığıdır.
1. Genel Anlamda Zina Kavramı Zina,
Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenmiştir.40 Eşlerden biri zina ettiği takdirde, diğer eş boşanma davası açma hakkına sahiptir. Zinanın varlığından söz edebilmek için iki temel şart aranmaktadır. Bunlardan ilki evli olma şartıdır diğeri ise başkasıyla cinsel ilişkide bulunmaktır. Evlilik ilişkisinin geçerli ya da butlanla sakatlanmış bir evlilikten doğmuş olması da önem arz etmemektedir. Başkasıyla cinsel münasebette bulunmada ise evlilik birliği içerisinde olan eşlerden birinin başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmuş olması yani bu ilişkinin fiili olarak gerçekleştirilmesi şartı aranmaktadır. Zina her türlü delille ispat edilebilmektedir. Zinanın mutlaka suçüstü halde ispatı oldukça zordur bu nedenle suçüstü yapılarak ispat etme şartı aranmamaktadır. Zina eden eşin, zina yaptığına dair inandırıcı ve kuvvetli delilleri varlık gösterdiğinde, hâkim takdir yetkisini kullanarak davalı eşin zina yaptığına karar vermektedir. Zinanın dayanak gösterilerek açılmış olan boşanma davasında, her ne kadar davalı eş, davacı olan eşin de zina yaptığını iddia ve ispat etse de açılmış olan boşanma davası varlığını korumaktadır. Yargıtay kararına göre zinanın varlığını kanıtlamaktadır.Yargıtayın bir diğer kararında ve Yargıtay 4. Ceza Dairesinin kararında zinayı ispatlar nitelikte bulunmuştur.
TMK m. 161 “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve herhâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”
Yargıtay 2. HD., 26.06.1951, 4514/4818, Kazancı [Çevrimiçi]. Erişim Adresi: http://www.kazanci.com (Erişim Tarihi 24.11.2021)
Yargıtay 4. CD. 03.01.1951, 2/2, Kazancı [Çevrimiçi]. Erişim Adresi: http://www.kazanci.com (Erişim Tarihi: 24.11.2021) 43Yargıtay 4. CD. 26.06.1938, 1179/1143, Kazancı [Çevrimiçi]. Erişim Adresi: http://www.kazanci.com (Erişim Tarihi: 24.11.2021)
2. Pek Kötü ve Onur Kırıcı Davranış
Türk Medeni Kanunumuzda açıkça düzenlenen bu durum tek sebebe değil iki sebebe dayanmaktadır. Hatta pek kötü davranış ile onur kırıcı davranışı ayrı şekilde ele aldığımızda aslında üç farklı boşanma sebebine dayanılmakta olduğu görülmektedir. Eşlerin doğrudan ya da dolaylı olarak birbirlerinin yaşamlarına bilerek ve isteyerek kastetmesi bu hali açıklamaktadır. Hayata kastta, evlilik birliği içerisinde olan eşlerden birinin diğerini öldürmek amacıyla yapmış olduğu hareketler bu durumu kapsamaktadır. Örneğin; eşlerden birinin diğerini zehirlemek, öldürmeye teşebbüs etmek ya da birbirlerine karşı onur kırıcı şekilde davranmaları, ağır hakaret etmeleri özel boşanma sebebidir. Önemle açıklamak gerekir ki, öldürme hareketinin tam teşebbüs halinde ya da eksik halde olması yeterli gelmektedir. Ancak sadece öldürmek tehdit ediliyorsa o halde hayata kastedilmektedir. Hayata kast kusura dayanan özel boşanma sebebidir. Örnek vermek gerekirse, yaralanan eşin hayatını kurtarmak gayesiyle gerekeni yapmamak hayata kast sayılmaktadır. Bu nedenle, hayatına kasteden tarafın, ayırt etme gücünü haiz olması gerekmektedir. Hayata kast mutlak boşanma sebepleri kapsamındadır. Temyiz kudreti bulunmayan karı veya kocanın eylemleri hayata kast sebebiyle boşanma davasının konusunu oluşturmamaktadır. Hayata kast; zinada açıklandığı gibi dava hakkı, af ve altı ay süreyle ve beş senelik hak düşürücü sürenin geçmesiyle düşmektedir. Pek kötü davranışlarda temel sorun evlilik birliği içerisindeki eşin diğer eşin sağlığını bozacak şekilde davranmasıdır.
Evlilik birliği içerisindeki eşin diğer eşe eziyet etmesi, işkence yapması, ıstırap ve acı verecek şekilde davranması bu duruma örnek teşkil etmektedir. Bu duruma ek olarak, eşin diğer eşi hapsetmesi, aç bırakması, anormal cinsel davranışlarda bulunması ve dövmesi durumu da gösterilmektedir. Öğretide çoğunluk görüşe göre ağır hakaret etmek de pek kötü davranış kapsamındadır. Eşin, diğer eşin saygınlığını ve itibarını zedeleyen, haysiyetini rencide eden davranışları da bu kapsamdadır. Kanunda, İsviçre Kanunu’nun “şeref ve haysiyet kırıcı hakaretleri” örnek alınarak kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir. Yargıç; evlilik birliği içerisinde olan eşlerin sosyoekonomik durumlarına, iş konumları, yaşadıkları çevrenin görüşünü de gözeterek takdir yetkisini kullanmaktadır. Bu duruma ek olarak kocasının eve geç gelmesi sebebiyle karısının, kocasının iş yerine giderek herkesin içinde hakaretler etmesi de pek fena muamele olarak görülmektedir. Zinada olduğu gibi, bu halde de kusuru bulunmayan eşin dava açma hakkı iki şekilde düşmektedir. Bunlardan birincisi, kusursuz olan eşin, eşini affetmesi diğeri ise altı aylık ve beş yıllık süreyi kaçırarak zamanında dava açmamasıdır. Bu iki süre, kusursuz olan eş için hak düşürücü sürelerdir.
3. Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme
3.1. Suç İşleme
Kanunda yer alan bu durum iki ayrı boşanma sebebine dayanmaktadır. Yasanın boşanma sebebi saydığı suçlar, utanç verici ya da yüz kızartıcı nitelikte olmalıdır. Toplum ahlak yapısına aykırı biçimde diğer bir deyişle şerefine ve haysiyetine ters düşen bir hayata sahip olması boşanma sebebi olarak yasada düzenlenmektedir. Eğer kişi kendini korumak adına “Meşru Müdafaa” kapsamında birini öldürmek zorunda kalırsa bu kapsamda boşanma sebebi sayılmamalıdır. Evlilik birliği içerisinde olan eş yeterli tedbiri veyahut dikkati gösteremediği için birinin ölümüne istemeden de olsa sebep olmuşsa veya evlilik birliğinde olan eş, namusunu korumak gayesiyle birinin ölümüne sebebiyet verildiğinde, bu olaylar ışığında kasten öldürme suçu gerçekleşse dahi kişiyi küçük düşürecek şekilde kabul edilmemektedir. Bu duruma ek olarak evlilik birliği içerisinde siyasi suç işleyen eşin, işlediği bu suç utanç verici ve yüz kızartıcı sayılmamaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki boşanma sebebi olarak utanç verici ve küçük düşürücü suçun var olduğunun kabulü için eşin cezai takibata uğraması veyahut bu suçtan ötürü mahkûmiyet kararı alması şartı aranmamaktadır.
3.2. Haysiyetsiz Hayat Sürme
Haysiyetsiz hayat sürmeyi genel anlamıyla açıklamak gerekirse; toplumun ahlakına, şerefine ve namus kavramına ters düşecek şekilde yaşamak olarak açıklanmaktadır. Bu duruma örnek vermek gerekirse; randevu evi işletmek, sarhoşluk, esrarkeşlik, cinsi sapıklık, muhabbet tellallığı gibi haller o kişinin haysiyetsiz hayat sürdüğünü açıkça göstermektedir. Bu hallerin devamının gelmesi diğer bir deyişle sürekli halde olması şarttır. Bir kereye mahsus bu hali gerçekleştiren kişi için haysiyetsiz hayat sürmeye dayanılarak boşanma davası açılmamalıdır. Aynı zamanda bu duruma dayanarak boşanma davasının açılabilmesi için “haysiyetsiz hayat sürmesini” evlenme akdi imzalandıktan sonra vuku bulması şartı aranmaktadır. Bu bilgiler ışığında haysiyetsiz hayat sürmek, mutlak değil nisbi boşanma nedenidir. Küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle açılacak olan boşanma davaları için herhangi bir hak düşürücü süre belirtilmemiştir. Bu nedenlerden birine dayanarak, eş her zaman boşanma davasını açma hakkına sahiptir. Kanun koyucunun bu hükmüne karşın öğretide bazı hukukçular haysiyetsiz hayat sürmenin bitmesinden sonra epeyce zaman geçtikten sonra bu hükme dayanılarak dava açmaması gerektiği fikrindedirler. Bu durumla ilgili belirtilmesi gerekilen bir diğer husus ise haysiyetsiz hayat sürmenin af ile ortadan kalkacağına ilişkin bir hükümde yer almamaktadır. Ne var ki öğretide çoğu yazarlar tarafından kabul edilen görüşe göre eşin bu hallere izin vermesi ve rıza göstermesi veyahut kendisinin de bizzat haysiyetsiz hayat sürmeye başlaması halinde dava hakkının kalkacağı kabul edilen görüştür.
2.4. Terk
Evlilik birliği içerisinde olan eşlerden birinin, evlenmenin kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirmemek amacıyla diğer eşi terk etmesi haline denilmektedir. TMK’da eşlerden birinin ortak yaşama devam etmemek amacıyla ortak konuttan, diğer eşi terk ederek ayrılması olarak açıklanmaktadır. Kanun koyucuya göre terk eden eş, haklı bir nedene dayanmadan ortak yaşamın kurulduğu konutu terk ediyorsa bu duruma ayrılık olarak tanımlamaktadır. Ne var ki bu süre en az altı ay devam etmiş ve halen daha devam etmekteyse ve hâkim veya noter tarafından gerçekleştirilen ihtar da sonuçsuz kalmışsa o zaman terk edilen eş terke dayalı boşanma davası açabilmektedir. Terkedilen eşin terke dayalı boşanma davası açabilmesi için aranan şartları açıklamak gerekmektedir. Öncelikle müşterek yaşama son verilmesi gerekmektedir. Terk eden eş, ortak konutundan bir daha geri dönmeksizin ayrılması şeklinde tanımlamaktadır. Evlilik birliği içerisinde olan eşlerden birinin müşterek konutu terk ederek başka bir yere yerleşmesi veyahut müşterek konutta bir daha geri dönmemesi şeklinde olabilmektedir.
Terk, haklı veya inandırıcı sebebin varlığı olmadığı halde müşterek konutun terk edilmesi durumunda da olmaktadır. İkinci şart olarak evlilik birliğinin yüklemiş olduğu yerine getirmemek için maksadının olması gereklidir. Evlilik birliği içerisinde olan eşlerden birinin yalnızca müşterek olarak oturdukları aile konutunu terk etmesi tamamen terk olarak sayılmamalıdır. Örnek vermek gerekirse; hastalık, askerlik veyahut mahkûmiyet kararından ötürü müşterek konuttan ayrılmak terk olarak kabul edilmemelidir. Yargıç, somut olayı ve koşulları göz önüne alarak takdir yetkisini kullanmaktadır. Bu yetkiyle haklı bir sebebin var olup olmadığını inceleyecektir. Evlilik birliği içerisinde olan eşlerin uzlaşması veyahut anlaşması neticesinde ayrı biçimde yaşamaları durumunda terkin varlığından söz edilemeyecektir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararında koca, aile konutuna başka bir kadın getirip, hep beraber yaşamayı teklif ettiği takdirde, karı aile konutunu terk etme hakkına sahiptir ve bu konuda da haklı sayılmaktadır.Yargıtay kararında koca, ayrı şekilde aile konutu açmaz ve karısını kendi anne babasıyla aynı konutta yaşaması için zorlayıp baskı yaparsa, karının o konuta gitmemesi ya da gidip terk etmişse karı için haklı sebep olarak kabul edilmiştir. Yargıtay ilamında ise evlenme akdinin yapılması sonrası düğün töreni gerçekleşene kadar karının kendi babasının evinde oturması kocanın rızasıyla gerçekleşiyorsa o halde bu durum terk olarak kabul edilmeyecektir. Önemle yinelemek gerekir ki terkte süre çok önemlidir. Eşlerin ayrı yaşama süreleri en az altı ay sürmüşse ve hala bu ayrı yaşam devam ediyorsa, o halde terk gerçekleşmiş sayılmaktadır. Önceki Medeni Kanunumuzda üç ay olarak belirtilen bu süre, eşlerin daha sağlıklı karar alabilmeleri ve daha iyi düşünebilmeleri adına altı aya çıkarılmıştır. Terk edilen eş usulen boşanma davasını açmadan önce yargıca veya notere başvuru yapmalı ve terk eden eşe ihtarname gönderilmesini talep etmekle yükümlüdür. Terk edilen eş, terkin gerçekleşmesinden en az dört ay geçtikten sonra işbu ihtarnamenin gönderilmesini talep edebilmektedir. Dört aylık süreye her türlü tatil günleri de dâhil edilmektedir. Terk edilen eşin bu başvurusu üzerine terk eden eşe “iki ay içerisinde müşterek konuta geri dönmesi gerektiği ihtar edilir.” Terk eden eşin bu ihtara rağmen geri dönmemesi durumunda ise bu terkten doğacak tüm neticeler ile ilgili gerekli ikazlar gerçekleştirilir. Terk eden eşin adresi, nerede olduğu araştırılırsa dahi bulunamıyorsa o halde ihtar ilan yolu ile yapılmaktadır. Yargıtay içtihatları ve öğreti incelemeleri sonucunda ihtarın nasıl hukuki sonuçlar doğuracağı anlaşılabilecektir. İhtar bir dava niteliğinde değildir. Bu nedenle kişi noter yerine mahkemeye başvurmayı tercih ettiği takdirde, görevli mahkeme olan aile mahkemesinden ihtar talep edebilmektedir. İhtar yapıldıktan sonra evlilik birliği içerisinde olan eşlerin tekrar barışıp müşterek konutta oturmaları ya da ayrı ayrı yaşamlarına devam etmeleri halinde de daha sonra vuku bulan olaylara dayanılarak boşanma davası açma hakkını kaybetmezler. Terk mutlak boşanma sebebi olarak sayılmaktadır. Bu nedenle, bu hale dayanılarak açılan davada yargıcın müşterek yaşamın diğer eş için çekilir ya da çekilmez duruma gelip gelmediğini incelemesine ihtiyaç bulunmamaktadır.
Kandil, S. (2006) Türk Hukukunda Terk Sebebiyle Boşanma. Ankara: Seçkin Yayınları, s.
YHGK, 04.02.1987, 106/70, Kazancı [Çevrimiçi]. Erişim Adresi: http://www.kazanci.com (Erişim Tarihi: 28.11.2021)
Yargıtay 2.HD. 29.09.1986, 7431/7999, Kazancı [Çevrimiçi]. Erişim Adresi: http://www.kazanci.com (Erişim Tarihi: 29.11.2021)
Yargıtay 2.HD. 18.05.1999, 3508/5361, Kazancı [Çevrimiçi]. Erişim Adresi: http://www.kazanci.com (Erişim Tarihi: 29.11.2021
2.5. Akıl Hastalığı
Yasada akıl hastalığı sebep gösterilerek boşanma davasının açılabilmesi için bazı koşulların varlığı aranmaktadır. TMK uyarınca eşlerden birinin akıl hastası olması gerekmektedir. Bu hastalığın dışında hiçbir hastalık boşanma sebebi sayılmamalıdır. Örnek vermek gerekirse; cüzzam, frengi, kanser, AIDS gibi hastalıklar boşanma nedeni olarak gösterilmemelidir. Ne var ki ilaç, alkol gibi bağımlılıklar ile kişilik ya da ruhsal bozukluğu yaşayan kişileri de bu madde kapsamına sokmak gerekmektedir. Akıl hastalıkları tıp bilimine göre belirlenmelidir. Evlenmeye engel yaratacak akıl hastalığının ancak evlenmeden sonra ortaya çıkmış olması gerekmektedir. Evlenme akdi imzalanmadan önce istenilen Sağlık Kurulu Raporu’nda herhangi sorun yaşanmaması gerekmektedir. Zira, nikâh işlemlerinden biri olan Sağlık Kurulu Raporu’nda akıl hastalığı ile ilgili bir sorun meydana geldiği zaman bu durum kesin evlenme engeli olarak sayılmalıdır.
Nişanlı çiftin bu yasağa rağmen evlilik akdini imzalamaları söz konusu olduğunda ise, bu evlilik mutlak butlan olarak kabul edilmelidir ve iptal ettirilmelidir. T.M. K Akıl hastalığına dayanılarak boşanma davası açabilmesinin bir diğer unsuru ise akıl hastalığının geçmesinin ve iyileşmesinin imkânsız halde olmasıdır. Bu hastalığın şifasız doğru bir ifadeyle iyi hale gelmesinin imkânsız olduğu hal yalnızca Resmi Sağlık Kurulu Raporu ile tespit edilebilmelidir. Bu hastalığa dayanılarak dava açılabilmesinin üçüncü unsuru ise müşterek yaşamın çekilmez hale gelmiş olmasıdır. Evlilik birliğinin bu halde sürdürmesini hasta olmayan eşten beklemek hakkaniyetle ters düşmektedir. Çekilmezlik şartının, boşanma davası açılmadan önce gerçekleşmesi yeterli kabul edilmektedir. Dava açma hakkı sağlıklı eşe tanınmıştır ve ispat yükü davacıya aittir.
TMK m. 165 “Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.”
TMK m. 133 “Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.”
TMK m. 145/b.4 “Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.”
Tutumlu, M.A. (2005) Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku. Ankara: Seçkin Yayıncılık, s. 973.


Yorumlar