BOŞANMADA ZİYNET EŞYALARI KİME AİTTİR (ALTINLAR KİMDE KALIR?)
- gözde pasin
- 1 Mar
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Mar
Boşanmada Ziynet Eşyaları Kime Aittir? Yargıtay'ın Güncel İçtihatları ve İspat Kuralları
GİRİŞ
Evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte eşler arasında mal paylaşımı ve özellikle düğünde takılan ziynet eşyalarının (altınlar, takılar) akıbeti önemli bir uyuşmazlık konusu haline gelmektedir. Türk Medeni Kanunu (TMK) uyarınca, ziynet eşyaları kural olarak "kişisel mal" niteliğindedir. TMK'nın 220. maddesinin 1. fıkrası, eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyaların kanun gereği kişisel mal olduğunu açıkça belirtir ve ziynet eşyaları da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu makale, boşanma davalarında ziynet eşyalarının mülkiyeti, iadesi, ispatı ve Yargıtay'ın bu konudaki güncel içtihatlarını detaylı bir şekilde inceleyerek genel okuyucu ve hukukçular için kapsamlı bir rehber sunmayı amaçlamaktadır.
ZİYNET EŞYALARININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE MÜLKİYETİ
Ziynet eşyaları, evlilik birliği içinde edinilmiş olsa dahi, niteliği gereği edinilmiş mallara katılma rejiminin dışında tutulan kişisel mallar kategorisine girer. Bu durum, ziynetlerin mal rejiminin tasfiyesi yerine, ayrı bir "ziynet alacağı davası" ile talep edilmesine yol açar. TMK'nın 226. maddesi, her eşin mal rejiminin tasfiyesi sırasında diğer eşte bulunan kişisel mallarını geri alma hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir.
Yargıtay'ın ziynet eşyalarının mülkiyeti konusundaki içtihatları zaman içinde önemli değişiklikler göstermiştir. Güncel Yargıtay uygulaması, ziynetlerin kime ait olacağını belirlemede belirli bir hiyerarşi izlemektedir:
Taraflar Arasındaki Anlaşma: Öncelikle, eşler arasında ziynet eşyalarının kime ait olacağına dair yazılı veya sözlü bir anlaşma varsa, bu anlaşma geçerli kabul edilir.
Yerel Örf ve Adetler: Eğer taraflar arasında bir anlaşma yoksa, düğün takılarının aidiyeti konusunda o yörenin yerleşik örf ve adetleri belirleyici olur. Ancak, yerel örf ve adetin genel kuralın aksine olduğunu iddia eden tarafın, bu iddiasını tanık beyanları ve bilirkişi incelemesiyle ispat etmesi gerekmektedir (Yargıtay 2. HD E.2024/9259 K.2025/1648, Yargıtay 2. HD E.2024/594 ).
Takılan Kişi Kuralı ve Kadına Özgülenme: Anlaşma veya yerel örf ve adet de ispatlanamazsa, kural olarak takılan takı kime takıldıysa ona ait olur. Ancak bu noktada "kadına özgülenme" kriteri devreye girer. Bilezik, küpe, kolye, gerdanlık gibi sadece kadının kullanımı için tasarlanmış ve kadına özgü nitelikteki ziynet eşyaları, kime takılırsa takılsın (erkek eşe veya erkeğin ailesine dahi takılsa) kadının kişisel malı sayılmaya devam eder (Yargıtay 2. HD E.2025/469 K.2025/2669, Yargıtay 2. HD E.2024/9259 K.2025/1648 ). Yargıtay'ın bu güncel içtihadı, ziynet eşyalarının niteliğini ve kullanım amacını ön planda tutmaktadır.
Kime takıldığı belli olmayan veya takı sandığına/torbasına konulan ziynetlerde ise, takı kadına veya erkeğe özgü ise o cinse ait kabul edilir. Eğer her iki cinsin de kullanımına uygunsa (örneğin çeyrek altın gibi), bu durumda ortak mal olarak değerlendirilmesi Yargıtay uygulamasında benimsenmiştir (Yargıtay 2. HD E.2024/9259 K.2025/1648 ).
İSPAT YÜKÜ VE DELİLLER
Ziynet eşyası davalarında ispat yükü kritik bir öneme sahiptir. TMK'nın 222. maddesi, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimsenin iddiasını ispat etmekle yükümlü olduğunu belirtir. Ancak ziynet eşyaları için Yargıtay, "kadının himayesinde bulunma" karinesini esas almaktadır. Buna göre, olağan olanın kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bu durumun aksini (yani ziynetlerin erkek eş tarafından alındığını, el konulduğunu veya bozdurulduğunu) iddia eden kadın, iddiasını şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlamakla yükümlüdür (Yargıtay 2. HD E.2023/8006, Yargıtay 2. HD E.2025/469 ).
İspat hiyerarşisi şu şekildedir (Yargıtay HGK E.2021/650 K.2023/76 ):
Ziynetlerin Varlığı: Öncelikle dava konusu ziynet eşyalarının cins, sayı, nitelik ve miktar olarak varlığı ispatlanmalıdır. Düğün videoları ve fotoğrafları, bu varlığı ispatlamada en güçlü deliller arasında yer alır. Yargıtay, hukuki dinlenilme hakkı gereği, bu tür delillerin yargılamanın ilerleyen aşamalarında sunulmasının (davayı kasten uzatma amacı taşımıyorsa) mahkemece kabul edilmesi gerektiğini belirtmektedir (Yargıtay 2. HD E.2024/3009 K.2024/10022 ).
Ziynetlerin Kadının Elinden Çıktığı ve Erkekte Kaldığı: Ziynetlerin varlığı ispatlandıktan sonra, kadın eşin bu ziynetlerin kendi himayesinden çıkarak erkek eşin himayesine girdiğini (örneğin güvenli saklama amacıyla verildiğini, zorla alındığını veya bozdurulduğunu) ispatlaması gerekir. Tanık beyanları, mesajlaşmalar veya erkek eşin ikrarı bu noktada delil olarak kullanılabilir. Tanık beyanlarının "duyuma dayalı" değil, "görgüye dayalı" olması, yani tanıkların olayı bizzat görmüş veya yaşamış olması büyük önem taşır (Yargıtay HGK E.2021/650 K.2023/76 ).
Eğer kadın ziynetlerin kendisinde olmadığını ve erkek eşin himayesine geçtiğini ispatlarsa, bu kez ispat yükü erkek eşe geçer. Erkek eş, ziynetleri iade etmekle yükümlü olmadığını, örneğin ziynetlerin kadının rızasıyla ve iade edilmemek üzere bozdurulduğunu veya kadının bağışlama iradesiyle kendisine verildiğini ispatlamak zorundadır. Erkek eş, bu iddiasını ispatlayamazsa, ziynetleri aynen veya bedelen iade etmekle yükümlü olur. Erkek eşin cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmamış olması halinde, sonradan dinlettiği tanık beyanlarına itibar edilmez (Yargıtay 2. HD E.2023/8006 ).
ALTINLARIN ORTAK HARCAMALARDA KULLANILMASI
Evlilik birliği içinde ziynet eşyalarının, eşlerin ortak ihtiyaçları (ev veya araba alımı, borç ödeme gibi) için bozdurulup harcanması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay, bu durumda dahi erkek eşin iade yükümlülüğünün devam ettiğini kabul etmektedir. Yani, ziynetlerin ortak ihtiyaçlar için kullanılmış olması, erkek eşi iade sorumluluğundan kurtarmaz.
Erkek eşin iade yükümlülüğünden kurtulabilmesi için, bu altınları kadına "iade edilmemek üzere" aldığını veya kadının "bağışlama iradesiyle" verdiğini ispatlaması gerekir (Yargıtay 2. HD E.2023/4484, Yargıtay HGK E.2021/650 K.2023/76 ). Bu ispat, yazılı bir belge, tanık beyanları veya diğer somut delillerle yapılmalıdır. Aksi halde, erkek eş, harcanan ziynetleri aynen veya bedelen iade etmekle yükümlüdür.
DAVA SÜRECİ VE TEKNİK BİLGİLER
Ziynet eşyalarının iadesi talebi, boşanma davasının fer'i (eki) niteliğinde değildir; bağımsız bir davadır. Bu nedenle, boşanma davası ile birlikte veya ayrı olarak açılabilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme: Ziynet eşyalarının iadesi davasında görevli mahkeme, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi uyarınca Aile Mahkemeleri'dir. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından belirlenen Asliye Hukuk Mahkemeleri, Aile Mahkemesi sıfatıyla bu davalara bakar. Yetkili mahkeme ise, boşanma davası ile birlikte açılmışsa boşanma davasına bakan mahkemedir. Bağımsız bir dava olarak açılması durumunda ise genel yetki kuralı uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesidir.
Zamanaşımı Süresi: Ziynet eşyalarının "aynen iadesi" (eşyanın fiziken geri verilmesi) talebi, mülkiyet hakkına dayandığı için herhangi bir zamanaşımı süresine tabi değildir; her zaman açılabilir. Ancak ziynetlerin aynen iadesinin mümkün olmaması durumunda "bedelinin (tazminat) tahsili" talep edilirse, bu talep boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık genel zamanaşımı süresine (Türk Borçlar Kanunu m. 146) tabidir.
Bedel Hesaplaması ve Harç: Ziynet eşyalarının aynen iadesinin mümkün olmadığı durumlarda, ziynetlerin bedeli "karar tarihine en yakın" değer üzerinden hesaplanır. Yani, infaz tarihindeki değil, yargılama sırasındaki güncel değer esas alınır (Yargıtay 2. HD E.2024/5516 ). Ayrıca, ziynet alacağı davaları maktu harca değil, ziynetlerin değeri üzerinden nispi harca tabidir. Dava açılırken veya ıslah edilirken ziynetlerin güncel değeri üzerinden nispi harç yatırılması zorunludur (Yargıtay 2. HD E.2024/5516 ).
SONUÇ
Boşanma sürecinde ziynet eşyalarının akıbeti, hem hukuki hem de duygusal açıdan karmaşık bir konudur. Yargıtay'ın güncel içtihatları, bu konudaki belirsizlikleri gidermeyi amaçlasa da, her somut olayın kendine özgü koşulları ve delil durumu davanın seyrini etkileyebilir. Hak kaybına uğramamak, ispat yükünü doğru bir şekilde yerine getirmek ve hukuki süreci etkin bir şekilde yönetmek için alanında uzman bir avukattan hukuki destek almak büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, yargı kararları somut delillere ve hukuki argümanlara dayanır; bu nedenle doğru ve eksiksiz bir hazırlık, davanın olumlu sonuçlanması için elzemdir.


Yorumlar