EVLİLİK BİRLİĞİNDE KADIN EŞİN CİNSEL ÖZERKLİĞİ VE HUKUKİ SINIRLARI: CEZA VE MEDENİ HUKUK ANALİZİ
- gözde pasin
- 16 Mar
- 6 dakikada okunur
GİRİŞ
Evlilik birliği, Türk Medeni Kanunu (TMK) tarafından düzenlenen, eşler arasında karşılıklı hak ve yükümlülükler doğuran özel bir statüdür. Bu yükümlülükler arasında, evlilik birliğinin temelini oluşturan cinsel birliktelik de yer almaktadır. Ancak modern hukuk anlayışı ve insan hakları prensipleri, evlilik içinde dahi bireylerin cinsel özerkliğini ve vücut dokunulmazlığını mutlak bir şekilde koruma altına almaktadır. Türk Anayasası'nın 17. maddesi, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu güvence altına alarak, cinsel özerkliği ve vücut dokunulmazlığını temel bir hak olarak kabul etmektedir. Anayasa Mahkemesi içtihatları da bu ilkeyi pekiştirerek, evlilik birliğinin eşe rıza dışı cinsel davranışta bulunma hakkı vermediğini, her cinsel birleşme için rızanın ayrı ayrı aranması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu makale, kadın eşin cinsel birliktelikten kaçınma hakkını, Türk Ceza Kanunu ve Türk Medeni Kanunu hükümleri ile Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatları ışığında, ceza hukuku ve medeni hukuk boyutlarıyla kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Evlilik birliğinin getirdiği yükümlülükler ile bireysel cinsel özerklik arasındaki hassas denge, hukuki normlar ve yargı kararları çerçevesinde değerlendirilecektir.
I. CEZA HUKUKU PERSPEKTİFİ: EŞE KARŞI CİNSEL SALDIRI SUÇU
Türk Ceza Kanunu (TCK), cinsel dokunulmazlığa karşı suçları düzenleyerek bireylerin cinsel özerkliğini koruma altına almıştır. Bu kapsamda, evlilik birliği içinde dahi eşin rızası olmaksızın gerçekleştirilen cinsel davranışlar cezai yaptırıma tabi tutulmuştur. TCK m. 102/2, cinsel saldırı fiilinin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle eşe karşı işlenmesini suç olarak tanımlamaktadır. Bu düzenleme, evlilik içi tecavüz olarak da bilinen eylemleri açıkça suç kapsamına almıştır. Söz konusu suçun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdur eşin şikayetine bağlıdır. Bu şikayet şartı, evlilik birliğinin hassas yapısı ve taraflar arasındaki ilişkinin mahremiyeti göz önünde bulundurularak getirilmiş bir düzenlemedir.
Cinsel saldırı suçunda rıza kavramı, evlilik içinde de mutlak değildir. Evlilik birliği, eşlerden birine diğer eş üzerinde sürekli ve sınırsız bir cinsel tasarruf hakkı vermez. Her bir cinsel birleşme için eşin özgür iradesine dayalı rızasının bulunması esastır. TCK m. 102/2 analizleri de bu durumu teyit ederek, "vücuda organ veya sair bir cisim sokulması" ifadesinin, evlilik birliği içinde rıza dışı gerçekleşen her türlü cinsel birleşmeyi kapsadığını ve evlilik akdinin rızanın sürekliliği anlamına gelmediğini açıkça belirtmektedir. Bu ilke, Anayasa Mahkemesi'nin cinsel özerklik ve vücut dokunulmazlığına ilişkin kararlarıyla da desteklenmektedir.
Cinsel saldırı suçunun işleniş biçimi, ceza miktarını doğrudan etkilemektedir. TCK m. 102/3 uyarınca, cinsel saldırı için başvurulan cebir veya şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır ve temel ceza yarı oranında artırılır. Bu durum, cinsel saldırı eyleminin fiziksel şiddetle birleştiğinde daha ağır yaptırımlarla karşılaştığını göstermektedir.
Yargıtay Ceza Daireleri'nin eşe karşı cinsel saldırı suçuna ilişkin içtihatları, mağdurun beyanlarının ve ispat kriterlerinin önemini vurgulamaktadır. Ceza Genel Kurulu, mağdurun ilk ifadelerinin tutarlılığını, tanık beyanlarını, adli tıp raporlarını ve olayın meydana geliş şeklini dikkate alarak karar vermektedir. Mağdurun ailesinin haberdar olacağı endişesiyle veya sanığın baskısı altında ilk başta şikayetçi olmaması veya şikayetinden vazgeçmesi, beyanlarının güvenilirliğini otomatik olarak ortadan kaldırmaz; bu durum diğer delillerle birlikte değerlendirilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2019/263, K. 2021/569, T. 18.11.2021; Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2020/447, K. 2023/89, T. 15.02.2023 ). Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mağdurenin ilk ifadelerindeki tutarlılığı ve olayın hemen ardından sergilediği davranışları dikkate alarak, sonradan verilen şikayetten vazgeçme beyanlarının baskı altında verildiği sonucuna varmış ve sanığın mahkumiyetini onamıştır.
Ancak, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin yakın tarihli bir kararı, eşe karşı cinsel saldırı suçunun kapsamına ilişkin önemli bir tartışmayı gündeme getirmiştir. Dairenin güncel görüşüne göre, eşe karşı cinsel saldırı suçunda sadece TCK m. 102/2'deki nitelikli hal (vücuda organ veya sair bir cisim sokulması) cezalandırılabilirken, basit cinsel saldırı (sarkıntılık vb.) eşler arasında suç olarak düzenlenmemiştir (Yargıtay 9. CD E. 2024/1277, K. 2025/565, T. 22.01.2025 ). Bu kararda, sanık ile katılanın resmi nikahlı eş oldukları ve suç tarihi itibarıyla evlilik birliğinin bozulduğunu gösteren herhangi bir ayrılık veya uzaklaştırma kararının bulunmadığı belirtilerek, eşe karşı işlenen cinsel suçlarda sadece nitelikli halin TCK 102/2. maddesinin ikinci cümlesine göre düzenlendiği ve takibinin şikayete bağlı olduğu, 102/1. maddesinde düzenlenen basit cinsel saldırı suçunun eşe karşı işlenmesi haline ilişkin ise herhangi bir kanuni düzenlemenin bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu görüşe karşı çıkan azınlık görüşleri ise, bu durumun eşlerin cinsel dokunulmazlığını zayıflattığını ve kanunun lafzı ile ruhuna aykırı olduğunu savunmaktadır. Bu tartışma, evlilik birliği içinde cinsel özerkliğin korunması açısından ceza hukuku uygulamasındaki farklı yaklaşımları gözler önüne sermektedir.
II. MEDENİ HUKUK VE BOŞANMA BOYUTU: CİNSEL BİRLİKTELİKTEN KAÇINMA
Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 185, evlilik birliğinin genel yükümlülüklerini düzenlerken, eşlerin birbirlerine karşı sadakat, yardım ve dayanışma içinde olmalarını emreder. Bu yükümlülükler arasında, evlilik birliğinin sağlıklı bir şekilde devamı için cinsel birliktelik de önemli bir yer tutar. Ancak, eşlerden birinin haklı bir sebep olmaksızın cinsel birliktelikten kaçınması, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına (TMK m. 166) neden olabilir ve boşanma davasında kusur olarak değerlendirilebilir.
Yargıtay içtihatları, cinsel birliktelikten kaçınma eylemini farklı kusur oranlarıyla ilişkilendirmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarına göre, kadının haklı bir sebep olmaksızın cinsel ilişkiden kaçınması boşanma davasında "az kusur" olarak kabul edilirken; erkeğin birlik görevlerini ihmal etmesi ve eşine hakaret etmesi gibi davranışlar "ağır kusur" olarak nitelendirilmektedir (Yargıtay HGK E. 2012/642, K. 2013/77, T. 23.01.2013 ). Bu kararda, kocanın birlik görevlerini yerine getirmemesi ve eşine hakaret etmesi ağır kusur olarak değerlendirilirken, kadının cinsel ilişkiden kaçınması daha hafif bir kusur olarak kabul edilmiş ve tarafların eşit kusurlu olmadığına hükmedilmiştir. Bu ayrım, evlilik birliğinde cinsel yükümlülüğün mutlak bir görev olmadığını, diğer evlilik yükümlülükleri ve eşlerin karşılıklı davranışlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Cinsel birliktelikten kaçınmanın haklı bir sebebe dayanması halinde, kaçınan eşe kusur yüklenemez. Bu haklı sebepler çeşitli durumlarda ortaya çıkabilir:
Sağlık Sorunları: Eşlerden birinin vajinismus, iktidarsızlık gibi cinsel işlev bozuklukları veya diğer tıbbi rahatsızlıklar nedeniyle cinsel birliktelikten kaçınması haklı sebep teşkil eder. Ancak, bu durumda önemli olan, rahatsızlığı bulunan eşin tedaviye yanaşması ve diğer eşin de bu süreçte destekleyici bir tutum sergilemesidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararları, vajinismus gibi tıbbi bir rahatsızlığı olan kadın eşin, bu durumu bilerek tedaviden kaçınması halinde boşanma davasında kusurlu sayılabileceğini; ancak tedaviye yanaşması veya eşin tedavi sürecine destek olmaması durumunda kadına kusur atfedilemeyeceğini belirtmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, vajinismus rahatsızlığı bulunan kadının tedaviye yanaşması durumunda kendisine kusur atfedilemeyeceğini, ancak tedaviden kaçınmasının kusur teşkil edeceğini vurgulamıştır.
Şiddet, Hakaret ve Güven Sarsıcı Davranışlar: Eşin diğerine karşı fiziksel veya psikolojik şiddet uygulaması, hakaret etmesi, aldatma gibi güven sarsıcı davranışlarda bulunması, cinsel birliktelikten kaçınma için haklı bir sebep oluşturur. Bu tür durumlarda, cinsel birliktelikten kaçınan eşe boşanma davasında kusur yüklenemez; aksine, bu davranışları sergileyen eş ağır kusurlu kabul edilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin kadına "bakire olmadığını söylemek suretiyle toplum içinde rencide etmesi" ve "ağır ithamlarda bulunması" gibi kusurlarının cinsel ilişkinin gerçekleşmeme olgusunun erkeğin kusurundan kaynaklandığını gösterdiğini ve erkeğin ağır kusurlu olduğuna hükmetmiştir. Evlilik birliğinin temelini oluşturan saygı ve güven ortamının ihlali, cinsel yükümlülüğün yerine getirilmemesi için geçerli bir mazeret olarak kabul edilmektedir.
III. İSPAT VE TAZMİNAT
Boşanma davalarında cinsel birliktelikten kaçınma veya cinsel sorunların varlığı iddialarının ispatı büyük önem taşımaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, cinsel birliktelik yaşanmaması iddiasının somut delillerle ispatlanması gerektiğini, ispatlanamayan "düzenli cinsel birliktelik yaşanmaması" vakıasının kusur olarak yüklenemeyeceğini açıkça belirtmiştir (Yargıtay 2. HD E. 2023/7282, K. 2024/3897, T. 27.05.2024 ). Bu kararda, erkeğe kusur olarak yüklenen "düzenli cinsel birliktelik yaşanmaması" vakıasının dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığına dikkat çekilmiş ve kusur belirlemesinin hatalı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, cinsel sorunlara dayalı boşanma davalarında tıbbi raporlar, uzman görüşleri ve tanık beyanları gibi delillerin toplanması ve mahkemeye sunulması kritik öneme sahiptir. Özellikle vajinismus gibi durumlarda, tedavi süreçlerine ilişkin belgeler ve doktor raporları ispat açısından belirleyici olabilir.
Evlilik birliğinde cinsel yükümlülüğün haklı bir sebep olmaksızın ihlal edilmesi, diğer eşin kişilik haklarına saldırı teşkil edebilir. Bu durumda, kusurlu eşin Türk Medeni Kanunu m. 174/2 uyarınca manevi tazminat ödeme sorumluluğu doğabilir. Manevi tazminatın miktarı, tarafların kusur oranları, evlilik süresi, sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkeleri göz önünde bulundurularak hakim tarafından takdir edilir. Yargıtay, cinsel birliktelikten kaçınmanın veya cinsel sorunların diğer eşin kişilik haklarını ihlal ettiğini kabul ederek, uygun miktarda manevi tazminata hükmedilebileceğine dair kararlar vermektedir (Yargıtay 2. HD E. 2023/6963, K. 2023/4949, T. 19.10.2023 ). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin ağır kusurlu davranışlarının kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini belirterek, kadın lehine uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Maddi tazminat ise, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilmesi şeklinde TMK m. 174/1'de düzenlenmiştir.
SONUÇ
Kadın eşin cinsel birliktelikten kaçınma hakkı, Türk hukuk sisteminde hem ceza hukuku hem de medeni hukuk boyutlarıyla ele alınan karmaşık bir konudur. Anayasal güvence altında olan cinsel özerklik ve vücut dokunulmazlığı, evlilik birliği içinde de eşlerin rıza dışı cinsel davranışlara maruz kalmasını engellemektedir. Türk Ceza Kanunu m. 102/2, eşe karşı nitelikli cinsel saldırıyı açıkça suç olarak tanımlarken, rızanın her bir cinsel birleşme için ayrı ayrı aranması gerektiğini vurgulamaktadır. Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin basit cinsel saldırının eşler arasında suç teşkil etmeyeceği yönündeki tartışmalı görüşü, bu alandaki hukuki boşlukları ve yorum farklılıklarını ortaya koymaktadır.
Medeni hukuk açısından ise, haklı bir sebep olmaksızın cinsel birliktelikten kaçınmak, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan bir kusur olarak değerlendirilebilir. Ancak bu kusur, eşin sağlık sorunları (vajinismus gibi) veya diğer eşin şiddet, hakaret gibi ağır kusurlu davranışları nedeniyle haklı hale gelebilir. Yargıtay içtihatları, bu haklı sebepleri dikkate alarak kusur dağılımını belirlemekte ve cinsel birliktelikten kaçınan eşe kusur yüklenip yüklenemeyeceğini somut olayın özelliklerine göre değerlendirmektedir. Özellikle vajinismus gibi durumlarda tedaviden kaçınma kusur sayılırken, tedaviye yanaşma veya eşin desteğinin eksikliği kusur atfedilmemesine neden olabilir.
Sonuç olarak, Türk hukukunda cinsel özerklik ilkesi evlilik birliği içinde de varlığını sürdürmektedir. Eşler arasındaki cinsel birliktelik, karşılıklı rıza ve saygı temelinde gerçekleşmelidir. Rıza dışı cinsel davranışlar ceza hukukunun konusu olurken, haklı sebep olmaksızın cinsel birliktelikten kaçınma medeni hukuk kapsamında boşanma sebebi olarak değerlendirilmektedir. Bu iki alan arasındaki denge, bireysel hak ve özgürlüklerin evlilik birliğinin devamlılığı ile uyumlu bir şekilde korunmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Yargıtay'ın "az kusur" ve "ağır kusur" nitelemeleri arasındaki farklar, evlilik birliğindeki cinsel yükümlülüğün mutlak olmadığını, diğer evlilik yükümlülükleri ve eşlerin karşılıklı davranışlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu hassas denge, hukukun evlilik kurumuna ve bireysel haklara yaklaşımının bir yansımasıdır.


Yorumlar