Boşandığı Eşiyle Fiilen Birlikte Yaşayan Eşe ve Çocuklara Bağlanmış Olan Aylıkların Kural Olarak Kesilmesi Hakkında Anayasa Mahkemesinden Önemli Karar
14 Temmuz 2026 tarih ve 33310 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2025/210 E. 2026/70 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararıyla, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56.maddesinin 2.fıkrası gündeme alındı. Yüksek mahkemeye somut norm denetimi yoluyla gelen uyuşmazlıkta, boşandığı eşiyle birlikte yaşayan davacı, bu durum sebebiyle ölüm aylığının kesilmesine ve hakkında borç bildirim belgesi düzenlenmesine yönelik işlemin iptali talebiyle dava açmış ve ilk derece mahkemesi de söz konusu aylığın kesilmesini öngören 5510 sayılı kanunun 56.maddesinin 2.fıkrasını Anayasa’nın 9., 10., 17., 20., 35., 125. ve 141.maddelerine aykırı bularak iptalini istemiştir.
Bilindiği üzere ölen SGK’linin çocuğu olan bekâr veya boşanmış kişilere SGK tarafından ölüm aylığı gibi birtakım aylık gelirler bağlanır. Ancak evli olma durumunda bu gelirler kesilir. Bazı kişiler; bu gelirlerden mahrum kalmamak için veya sair durumlar sebebiyle, eşiyle aslında ayrı olmamasına, müşterek hayatlarına devam etmelerine rağmen resmîyette boşanarak bu aylık gelirleri almaya devam ederler. İşte bu durumun önüne geçmek için 5510 sayılı kanunun 56.maddesinin 2.fıkrasıyla “Eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” hükmü getirilmiştir. 96’ncı maddede ise bu kişilere yapılan fazla veya yersiz ödemenin ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından dolayı yapılması hâlinde, hatalı işlemin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla 10 yılda yapılan ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren hesaplanacak kanuni faizle birlikte geri alınacağı belirtilmiştir. Yine 96.maddeye göre fazla veya yersiz ödemenin kurumun hatalı işlemlerinden dolayı yapılması hâlinde, hatalı işlemin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla 15 yılda yapılan ödemeler toplamının ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren, 24 ay içinde yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak kanuni faizle birlikte geri alınacağı ifade edilmiştir. Açıklanan madde hükümleri uyarınca, hak sahibi eşlerin boşandıkları eşleriyle ve çocuklarıyla fiilen birlikte yaşadıklarının belirlenmesi durumunda gelir ve aylıkları kesilecek, bu kapsamda ödenmiş olan gelir ve aylıklar hakkında fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasını düzenleyen 96.madde hükmü uygulanacaktır.
İlk derece mahkemesi, yaptığı başvuruda, kurumun eksik araştırma yapması hâlinde, eşlerin birlikte yaşayıp yaşamadığı hususunun tespitini mahkemelerin yaptığını ve bu durumun yargının idarenin yerine geçmesine neden olduğunu, bu araştırmanın özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ve hiç evlenmemiş kişilerle boşanan kişilerin aynı statüde olduğunu belirtmiş, bu yüzden kuralın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ifade etmiş ve md.56/f.2’yi Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
Anayasa Mahkemesine göre ise: Kuralın aykırılık oluşturduğu savunulan maddelerden biri Anayasa’nın 35.maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıdır. Buna göre “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” Mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır. Dolayısıyla uyuşmazlığa konu olan aylık ve gelirler mülkiyet hakkı kapsamındadır. Malik olan kişi, malını dilediği gibi kullanabilir, semerelerinden yararlanabilir ve tasarruf edebilir. Öyleyse boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eşe ve çocuklara bağlanmış olan gelir ve aylıkların kesilmesini ve bu kişilere ödenmiş olan tutarların geri alınmasını öngören itiraz konusu kural, mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama öngörmektedir. Anayasa’nın 13.maddesinde ise “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” ifadesi bulunmaktadır. Buna göre mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlandırma ancak kanunla, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olmalıdır. Ölçülülükten kasıt kuralın elverişli, gerekli ve orantılı olmasıdır. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eşin ve çocukların gelir ve aylıklarının kesilmesini öngören itiraz konusu 56.maddenin 2.fıkrası, hakkın sınırlandırılması açısından kanunilik şartını sağlamıştır çünkü madde hükmü açık ve nettir.
Anayasa’nın 35.maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’da aile Türk toplumunun temeli olarak kabul edilmiş olup eşlerin kurdukları ailede birbirlerine yardım etme yükümlülüğü vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 185.maddesinde öngörüldüğü üzere evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulur ve eşler bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakım, eğitim ve gözetimine beraber özen göstermek, birlikte yaşamak, birbirine sadık olmak ve yardımcı olmak yükümlülüğü altındadır. İşte boşanan eş ve çocuklara gelir ve aylık bağlanmasını düzenleyen hükümle, eş desteğinden yoksun olan hak sahiplerine sosyal yardım yapılması suretiyle bu kişilerin sosyal güvenliklerini sağlama amacı gözetilmiştir. Buna göre kural, eşinden boşanan ancak boşandığı eşiyle birlikte yaşayan ve bu bağlamda fiilen eşinin desteğinden yoksun kalmayan kişilere bağlanan gelir ve aylıkların kesilmesi suretiyle hakkın kötüye kullanılmasının engellenmesini ve bu sayede sosyal güvenlik kapsamındaki sınırlı kamu kaynaklarının verimli şekilde kullanılmasını hedeflediğinden kamu yararına aykırı değildir ve bu yüzden ölçülüdür. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eşin ve çocukların eş desteğinden fiilen mahrum kaldığı ve asgari bir yaşam standardına sahip olmak için hak sahibi sıfatıyla sosyal sigorta yardımına ihtiyaç duyduğu söylenemez. Dolayısıyla bu kişilere bağlanan gelir ve aylıkların kesilmesinin sosyal güvenlik hakkı bağlamında önemli bir mağduriyet yaratacağı savunulamaz. Ayrıca aynı kanunun 96.maddesine göre, tespit edildiği tarihten geriye doğru 10 yılda yapılmış olan ve ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından kaynaklanan fazla veya yersiz ödemelerin yasal faiziyle geri alınması katlanılamayacak bir külfet değildir. Kural orantılıdır. Tüm bunlardan ayrı olarak, gelir ve aylıkları kesilen eşin boşandığı eşiyle ve çocuklarıyla fiilen birlikte yaşamaya son vermesi durumunda bu kişilere tekrar gelir ve aylık bağlanır.
İlk derece mahkemesinin kurala itiraza konu olan sebeplerinden bir diğeri ise hiç evlenmemiş kişilerle boşanmış kişilerin aynı statüde olduğu ve anılan kuralın bu yüzden eşitlik ilkesini zedelediği savıdır. Eşitlik ilkesi Anayasa’nın 10.maddesinde düzenlenmiş olup kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumu aynı olan insanlar için geçerlidir. Amaç, aynı durumda olan kişileri kanun önünde aynı muameleye tabi tutmak ve ayrımcılığı önlemektir. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde, ilk önce Anayasa’nın 10.maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda olan kişilere farklı muamelenin olup olmadığı belirlenir. Sonrasında farklı muamelenin nesnel bir temele dayanıp dayanmadığı, nesnel bir temele dayanıyorsa söz konusu farklı muamelenin ölçülü olup olmadığı hususu irdelenir. Bu durumda, hak sahibi sıfatıyla aylık alan kişi konumuna boşanmak suretiyle gelmeyen ve evli olmadığı bir kişiyle fiilen birlikte yaşayanlar ile kural kapsamındaki eş ve çocukların, ölüm geliri ve aylığından yararlanma bakımından karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda bulundukları söylenemez. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eş ve çocuklara bağlanmış olan aylıkların kural gereğince kesilmesi ve bunlara yapılan ödemelerin geri alınması hakkın kötüye kullanılmasını engellemeye yönelik olduğundan kuralda öngörülen farklı muamele, nesnel ve makul bir temele dayanır ve bu sebeple eşitlik ilkesine aykırı değildir.
Sonuç olarak: AYM, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56.maddesinin 2.fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE oybirliğiyle karar vermiştir.
İREM DİNCER

Yorumlar